TAGEM: GDO'lu Ürün İthalatında AB Kriterlerine Uyulacak.

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 0
ZayıfEn iyi 
Gdo Son Haberler
Tarım ve Köyişleri Bakanlığı Tarımsal Araştırmalar (TAGEM) Genel Müdürü Masum Burak, GDO’lu ürünlerin ithalatı ile ilgili yönetmelikte, yargı kararlarına uyum ve kazanılmış hakların korunması amacıyla değişiklik yapıldığını, ancak her şartta ithalatta AB kriterlerine uyum arandığını söyledi.



Burak, Türkiye’de ortalama işletme büyüklüğünün 5-6 dekar olduğuna işaret ederken, genetik bulaşma riskinin çok yüksek olması nedeniyle Türkiye’de GDO’lu ürün üretimini bakanlık olarak uygun bulmadıklarını vurguladı.

Siyaset Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı’nın (SETAV) düzenlediği "Fırsatlar ve Korkular Arasında GDO’lar" konulu sohbet toplantısında konuşan Masum Burak, GDO’lu ürünlerin deneme üretimi konusunda 1948’de yayımlanan talimat dışında Türkiye’de GDO’lar konusunda bir düzünleme bulunmadığını, ilk kez geçen yıl çıkarılan yönetmelik ile ithalatına kısıtlama getirildiğini hatırlattı.

Yönetmeliğin bazı kurum ve kişiler tarafından Danıştay’a götürüldüğünü ve Danıştay’ın ilk aşamada yürütmeyi durdurma kararı verdiğini, bakanlığın itirazı üzerine bu kararın kaldırıldığını anlatan Burak, bu sürede, kazanılmış hakların korunması amacıyla yönetmelikte bazı değişiklikler yapıldığını kaydetti.

Yönetmelikte, bu hafta yapılan ve "AB kriterlerine uygun olması şartı ile GDO’lu ürünlerin, bebek mamaları ve bebek formülleri, devam mamaları ve devam formülleri, bebek ve küçük çocuk ek besinlerinin ithalatına imkan tanıyan" değişikliğin de yargı kararlarına uyum ve kazanılmış hakların korunması amacıyla gerçekleştirildiğini belirten Burak, her halukarda ithalatta AB kriterlerinin uygulanacağını ve istisnanın 1 Mart’a kadar geçerli olduğunu söyledi.

Dünyada 1996’dan beri GDO’lu ürün üretildiğine işaret eden Burak, modern biyoteknolojiye kimsenin karşı olmadığını, ancak biyotoknolojinin risklerine karşı ülkelerin biyogüvenlik sistemi kurması gerektiğini vurguladı.

Cartagena Sözleşmesi gereği Türkiye’nin 2011’e kadar biyogüvenlik ile ilgili düzenlemelerini tamamlaması gerektiğini belirten Burak, AB’nin GDO’lu ürünlerin üretimi konusunda ülkelere inisiyatif verdiğini, buna karşın Türkiye’nin, çıkarılan yönetmelikte ve TBMM’de görüşülen Biyogüvenlik Yasa Tasarısı’nda da GDO’lu ürün üretimini yasakladığına işaret etti.

Türkiye’de ortalama işletme büyüklüğünün 5-6 dekar, bunların da birkaç parçalı olduğunu hatırlatan Burak, şöyle devam etti: "AB ve ABD’de ortalama işletme büyüklükleri 150 dekarın üzerinde.

Monokültür yapılan alanlar çok fazla. Bu nedenle GDO’lu ürünler yetiştirirken, genlerin karışması, gen kayması riski az. Türkiye’de ise 5-6 dekar alanda ekim yapılıyor. Aynı bölgede birçok çeşit aynı anda yetiştiriliyor. Gen kayması riski yüksek olduğu için, Türkiye’de GDO’lu ürün yetiştirilmesine bakanlık olarak uygun bulmuyoruz. Yasa tasarısında da yönetmelikte de üretim izni verilmiyor. Ancak araştırmanın önünde bir engel yok. Kaçak olarak GDO’lu tohum sokulmasını önlemek amacıyla AB’den farklı olarak, yasa tasarısına kaçak tohum getirenlere para ve hapis cezası da konuldu." AB’de 2 bin 500’ü endemik olmak üzere 12 bin gen kaynağı, Türkiye’de ise 3 bin 900’ü endemik olmak üzere 12 binden fazla gen kaynağı bulunduğunu belirten Burak, özellikle endemik genlerin korunması açısından, GDO’lu ürünlerin üretiminin engellenerek, yatay gen kaymasının önüne geçilmesinin önemli olduğunu vurguladı.

Yönetmelik uyarınca GDO’lu ürünlerin ithalatı konusunda bilimsel komitelerin değerlendirme yapacağını, bu komitelerde çalışmak üzere 120 üniversite hocasının belirlendiğini anlatan Tarımsal Araştırmalar Genel Müdürü Masum Burak, bu komitelere kimsenin emir veremeyeceğini, buralara çalışan bilimadamlarının 3 yıl süreyle bu görevden alınamayacağını söyledi.

Halen, bakanlığın 6 laboratuvarı ile TUBİTAK MAM’ın laboratuvarının her türlü GDO analizini yapacak durumda olduğunu, 70 elemanın bu konuda eğitildiğini belirten Burak, basında yansıtılanın aksine her üründe değil, yoğun olarak mısır, soya, kanola ve pamukta GDO’lu üretim yapıldığını, Türkiye’nin sadece fazla miktarda soya ithal etmek durumunda bulunduğunu, ancak bunda da yerli üretimin artırılmasının mümkün olduğunu kaydetti.

-"TÜRKİYE, KENDİ GDO’SUNU GELİŞTİRSİN"-

Toplantıda konuşan Kafkas Üniversitesi Öğretim Üyesi, bitki genetiği uzmanı Yardımcı Doçent Muhammet Şakiroğlu, dünyada başta ABD olmak üzere GDO’lu ürün üretiminin 125 milyon hektarın üzerine çıktığına ve hızla yaygınlaştığına, ticaretinin de giderek arttığına işaret ederken, her ülkenin GDO konusunda kendi stratejisini belirlemesi gerektiğini vurguladı.

Dünyada GDO konusunda ağırlığı bulunan ticari şirketlerin, ticari kaygılarla ve kendi önceliklerine göre GDO’lu ürünler geliştirip tohumlarını ürettiğini anlatan Şakiroğlu, Çin’in ABD ve diğer ülkeler menşeli GDO’lu ürünlerin kendi pazarına girmesini ve hakim olmasını önlemek için 150 tane biyoteknoloji enstitüsü kurarak, kendi ihtiyaçları doğrultusunda GDO’lu ürün geliştirdiğine dikkati çekti.

Türkiye’nin de kendi ihtiyaçları ve öncelikleri doğrultusunda GDO’lu ürün geliştirebileceğini, bunun devlet eliyle yapılması gerektiğini vurgulayan Şakiroğlu, GDO’lu ürünlerin açlık sorununa çare olarak gündeme getirilmesinin yanlış olduğunu belirtirken, şunları söyledi: "Açlık, yetersiz gıda üretiminden değil, üretilen gıdanın adaletsiz dağıtımından kaynaklanıyor. Dolayısıyla açlık sorununun çözümü için GDO’lu tohum kullanımı savunulamaz. Ancak, yabani otlara ve zararlı böceklere dayanıklı GDO’lu tohum çeşitleri kullanılarak, dünyada tarımsal ilaç ve gübre kullanımı azaltılabilir. Bu çevrenin korunması açısından çok önemli. Araştırmalar bu yönde yoğunlaştırılmalı. Halen GDO’lu tohum üreten şirketler, sadece ticari ihtiyaçları dikkate alarak ürün ve çeşit belirliyor. Söz gelimi, Afrika’da yoğun olarak muz, kahve, pamuk üretilen ülkelerde açlık var. Ama bu üretim insanların aç kalmasını engellemiyor. Bu insanların aç kalmasını engelleyecek ürünlere ilişkin teknoloji o ülkelere gitmiyor." Türkiye’nin GDO teknolojisine mutlaka sahip olması gerektiğini vurgulayan Muhammet Şakiroğlu, Avustralya’nın kayısı üzerinde genetik çalışmalar yaptığına işaret ederek, "Türkiye, kayısı üretiminde dünya birincisi. Avustralya gen çalışmaları sayesinde daha farklı çeşitlerle üretimini artırırsa, bu Türkiye’nin kayısı üretimini ve ticaretin baltalar" dedi.

Kaynak:Milliyet

 

Yorum ekle

Güvenlik kodu
Yenile